1. SEZON · 08 / 12

ÖLÜM

Ölümü unutma, ey insan.

Onu senden uzak sanma.

Sen doğduğunda o da seninle birlikte yola çıktı.

Fakat sen yüzünü öte yana çevirdin.

Onun adını anmadın.

Çünkü ölümden söz etmek yaşamını azaltacak sandın.

Eşyalarını çoğalttın.
Günlerini hızlandırdın.
Duvarlarını yükselttin.
Adını büyütmeye çalıştın.

Sanki yeterince biriktirirsen zaman sana dokunmayacaktı.

Dokundu.

Çünkü ölüm zengine başka,
yoksula başka gelmez.

Güçlüye başka,
güçsüze başka gelmez.

Tahtı olan da gider.
Çadırı olan da.
Taş saraylarda yaşayan da gider.
Rüzgârın içinde yaşayan da.

Bir gün elindeki her şeyi bırakacaksın.

Adını.
Malını.
Gücünü.
Öfkeni.
Korkularını.

Sana ait sandığın her şeyi.

Ve geriye bir beden kalacak.

Sonra o da toprağa dönecek.
Çünkü toprak ikinci yazıtta söylediği gibi
sonunda herkesi kabul eder.

Ey insan,

Ölüm düşmanın değildir.

O, hayatın sınır taşıdır.

Bir yolun sonunu bilmezsen yolun değerini anlayamazsın.
Bir gün biteceğini bilmesen bugünü savurursun.
Bir gün susacağını bilmesen söylediğin sözün değerini anlayamazsın.
Bir gün sevdiklerinden ayrılacağını bilmesen onlara nasıl baktığını unutursun.

Bu yüzden ölümü hatırla.

Korkmak için değil.

Yaşamak için.

Çünkü ölümsüz olduğunu sanan insan her şeyi erteler.

Sonra hayatı ertelenmiş günlerden oluşur.

"Sonra" dersin.
Yarın dersin.
Bir gün dersin.

Fakat zaman senin sözünü dinlemez.

Güneş doğar.
Güneş batar.
Bir gün daha eksilir.

Sen fark etmezsin.
Ta ki bir gün arkana bakıp şunu sorana kadar:

"Ben ne zaman yaşamaya başladım?"

Belki de en büyük kayıp ölmek değildir.

Yaşarken yaşamayı unutmaktır.

Ölümü hatırlayan insan her sabahın bir armağan olduğunu bilir.

Bir dosta söylenen sözün son söz olabileceğini bilir.

Bir ağacın gölgesine bir daha oturamayabileceğini bilir.

Bir dağın siluetini bir gün son kez görebileceğini bilir.

Bu yüzden bakar.

Bu yüzden dinler.

Bu yüzden teşekkür eder.

Ve belki o zaman ölümün ona verdiği şeyi anlar:
Vaktin sınırlı olduğunu.

Ey insan,

Ölüm sana hayatın düşmanı olduğunu söylemez.

Sana yalnızca: "Vaktini boşa harcama." der.

Bir gün sen de taşın altına yatacaksın.
Üzerinden yıllar geçecek.
İsmin aşınacak.
Yüzünü bilenler azalacak.
Sesin unutulacak.

Fakat senden sonra bir yerde bir insan senin bıraktığın bir sözü okuyacak.

Belki bir iyiliği hatırlayacak.
Belki bir ağacın gölgesinde bir gün nefes alacak.

Belki senin koruduğun bir şeyi başkasına devredecek.

İşte o zaman ölümün karşısında başka bir şey belirir:

İz.

Çünkü insan sonsuz yaşayamaz.

Ama yaptıkları kendinden daha uzun yaşayabilir.

Bu yüzden sor kendine:

Öldüğünde ne kadar yaşayacaksın?

Bir mezar taşında mı?

Bir başkasının hafızasında mı?

Yoksa senden sonra gelenlerin hayatında mı?

Bunu bugün belirle.

Çünkü ölüm yarının meselesi değildir.

Ölüm, yaşamaya başladığın gün seninle yürümeye başlayan sessiz yol arkadaşıdır.

Ve belki insanın ölüm karşısındaki tek gerçek cevabı şudur:

Henüz buradayım.