1. SEZON · 09 / 12

BUDUN

Tek başına doğmadın, ey insan.

Seni bir el kaldırdı.

Bir ses sana ilk sözünü öğretti.

Bir elinden tuttular.

Yürümeyi öğrendin.

Düştün.
Kaldırdılar.

Acıktın.
Paylaştılar.

Korktun.
Yanında durdular.

Sen büyüdün.

Sonra bunların hiçbirini kendin yapmışsın gibi düşünmeye başladın.

Evini kendin yaptığını sandın.
Dilini kendin bulduğunu sandın.
Bilgiyi kendin ürettiğini sandın.

Oysa senden önce binlerce insan vardı.

Sen onların bıraktığı yolun üzerinde yürüyorsun.

Birinin diktiği ağacın gölgesinde oturuyor,
birinin açtığı yoldan geçiyor,
birinin söylediği kelimelerle düşünüyorsun.

İnsan, insandan doğan bir mirastır.

Bu yüzden yaptığın her şey başkasına dokunur.

Bir yalan birinin güvenini kırar.
Bir adaletsizlik birinin hayatını değiştirir.
Bir iyilik hiç tanımadığın birine ulaşabilir.
Bir karar senden sonra doğacakların dünyasına kadar gidebilir.

Sen görünmez bağların içinde yaşıyorsun.

Adına ne dersen de:

Budun.
Halk.
Toplum.
İnsanlık.

Ad değişir.

Bağ değişmez.

Ey insan,

Güçlü olmak
tek başına yükselmek değildir.

Yanındakini kaldırabilmektir.

Lider olmak
önde yürümek değildir yalnız.

Ardından gelenlerin
nereye bastığını görebilmektir.

Zenginlik
sahip olduğun şeylerin çokluğu değildir.

Paylaşabildiğin şeyin azalmadan çoğalabilmesidir.

Özgürlük
“Ben istediğimi yaparım”
demek değildir.

Kendi isteğinin başkasının hayatını ezmesine izin vermemektir.

Çünkü bir toplum insanların yan yana durmasından oluşmaz yalnız.
Birbirinin yükünü taşımasından oluşur.

Bir gün sen düşeceksin.
O gün biri seni kaldırabilir.

Bir gün sen güçlü olacaksın.
O gün yanında düşmüş birini göreceksin.

İşte o an kim olduğun belli olacak.

Çünkü insanın değeri kendisine sahip olduklarıyla değil,
başkasına nasıl davrandığıyla ortaya çıkar.

Ey budun,

Kendini büyütmek istiyorsan yalnızca daha çok olma.

Daha bütün ol.

Birinin acısını kendi acın kadar gerçek bil.
Bir başkasının hakkını kendi hakkın kadar koru.

Çünkü birbirinden kopmuş insanlar kalabalık olabilir.

Fakat kalabalık olmak birlik olmak değildir.

Birlik;
aynı yerde durmak değil,
aynı sorumluluğu taşımaktır.

Ataların sana yalnızca bir isim bırakmadı.

Bir yurt bıraktı.
Bir dil bıraktı.
Bir hafıza bıraktı.
Bir düzen arayışı bıraktı.

Fakat bunların hiçbiri seni onlardan üstün yapmaz.

Tam tersine:

Senden daha büyük bir emanet taşıdığını hatırlatır.

Bu emaneti çocuklarına nasıl bırakacaksın?

Daha zengin mi?
Daha güçlü mü?
Daha kalabalık mı?
Yoksa daha adil,
daha dayanışmacı,
daha yaşanabilir
bir dünya mı?

Unutma:

Tek bir insan bir ateş yakabilir.
Fakat ateşi koruyan bir topluluktur.

Tek bir insan bir söz söyleyebilir.
Fakat sözü yaşatan insanlardır.

Tek bir insan bir iz bırakabilir.
Fakat izi geleceğe taşıyan budundur.

Bu yüzden kendin için yaşarken bile başkasını unutma.

Çünkü sen yalnızca “ben” değilsin.

Senden önce gelenlerin ve senden sonra geleceklerin arasındaki kısa bir halkasın.

Ve bir gün sen de geriye çekileceksin.

Yerini başka biri alacak.

O gün senden geriye şu kalacak:

Sana verileni nasıl taşıdığın.

Ve senden verileni kime bıraktığın.