3. SEZON · 09 / 12
DİL
Bir toplum önce dilini kaybederse ne olur, ey insan? Belki bir süre kimse fark etmez. Sözler azalır. Eski kelimeler kullanılmaz. Bazı hikâyeler anlatılamaz. Bazı kavramlar adını kaybeder. Sonra insan unutmaya başladığını bile fark etmez. Çünkü dil yalnızca konuşmak değildir. Düşünmenin evidir. Hafızanın taşıyıcısıdır. Bir neslin diğerine uzattığı köprüdür. Ey insan, Sana kalan dil yalnızca sözlükteki kelimelerden oluşmaz. Bir annenin çocuğuna söylediği söz. Bir yaşlının hikâyesi. Bir ustanın öğrencisine verdiği öğüt. Bir halkın sevincini ve acısını adlandırma biçimi. Hepsi dildir. Bir kelimeyi kaybettiğinde yalnız bir sesi kaybetmeyebilirsin. Bir düşünme biçimini de kaybedebilirsin. Bu yüzden dili korumak yalnızca eski kelimeleri saklamak değildir. Onların taşıdığı anlamı anlamaya çalışmaktır. Ey budun, Dil canlıdır. Değişir. Yeni kelimeler gelir. Eski kelimeler gider. Bu doğaldır. Dili taş gibi hareketsiz sanma. Fakat değişim ile kopuşu birbirine karıştırma. Yeni kelimeler öğrenebilirsin. Yeni biçimler kullanabilirsin. Fakat dilin hafızasını da koruyabilirsin. Çünkü bir dil yalnız bugün için konuşulmaz. Geçmişi bugüne, bugünü yarına taşır. Ey insan, Sözün kıymetini bilmeden dili yaşatamazsın. Yalanın çok olduğu yerde kelimeler de aşınır. İnsan “söz” der ama sözüne güvenilmez. “Adalet” der ama adalet görülmez. “Dostluk” der ama dostluk yaşanmaz. Böylece kelimeler boş kabuklara dönüşür. Bu yüzden dili kurtarmak yalnız harfleri kurtarmak değildir. Söz ile davranışı yeniden birbirine yaklaştırmaktır. Ey insan, Bir çocuğa kendi dilinde masal anlat. Bir yaşlıyı dinle. Unutulmuş bir kelimenin neden kullanıldığını sor. Bir hikâyeyi yaz. Bir cümleyi doğru söyle. Bunlar küçük görünür. Fakat hafıza böyle taşınır. Bir ağızdan başka bir ağıza. Bir evden başka bir eve. Bir nesilden başka bir nesle. Ve bir gün senin hiç görmediğin bir insan senin koruduğun bir kelimeyi kullanabilir. İşte o zaman senin ömrün biraz daha uzar. Bedeninle değil. Sesinle. Ey insan, Bir dili yalnız konuşanlar değil, onu ciddiye alanlar yaşatır. Çünkü dil bir milletin vitrini değildir. Evreni nasıl anladığının da izidir. Ve insanın dünyayı nasıl adlandırdığı, dünyayla nasıl ilişki kurduğunu etkiler. Bu yüzden sözü kötüleştirme. Dili küçümseme. Unutulmuş kelimelerden korkma. Yeni sözlerden de korkma. Yeter ki anlamı kaybetme. Çünkü bir gün taşların üzerindeki yazılar aşınabilir. Fakat dil yaşarsa taş yeniden konuşabilir.