3. SEZON · 12 / 12

YAZIT

Ey insan,

Şimdi taşın karşısında duruyorsun.

Belki burada tek bir isim yok.
Tek bir zafer yok.
Tek bir çağ yok.

Çünkü bu taş bir kişinin değil, birçok hayatın sorusunu taşır.

Doğdun.
Yürüdün.
Sevdin.
Korktun.
Bir yere bağlandın.
Bir yerden ayrıldın.
Bir söz öğrendin.
Bir söz verdin.

Birileri sana bir dünya bıraktı.

Sen de o dünyaya dokundun.

Sonra zaman seni ileri taşıdı.

Ve bir gün sen de geçmiş olacaksın.

Bu kaçınılmazdır.

Fakat işte burada insanın önüne başka bir soru çıkar:

“Geçmiş olmak ne demektir?”

Yalnızca ölmek mi?
Hayır.

Bir insan öldüğünde başka insanların hayatında devam eder.

Bir sözde.
Bir alışkanlıkta.
Bir hatırada.
Bir eserde.
Bir çocukta.
Bir ağaçta.
Bir dilde.
Bir iyilikte.
Bazen bir yarada. 
Bazen de bir hatada.

İşte senin yazıtın budur.

Taş değil yalnız.

Etkidir.

Ey insan,

Kendine şunu sorma:
“Beni kim hatırlayacak?”

Şunu sor:
“Benden sonra ne devam edecek?”

Çünkü hatırlanmak her zaman değerli değildir.

Bir insan korkusuyla da hatırlanabilir.
Zulmüyle de.
Aldığıyla da.
Yıktığıyla da.

Asıl mesele geride ne bıraktığındır.

Ey insan,

Senden önce gelenlerin taşlarını okudun.

Onların sözlerini duydun.

Onların dünyasına yaklaşmaya çalıştın.

Şimdi sıra sende.

Fakat kendine bir anıt dikmeden önce şunu düşün:

Bir anıt seni anlatmak için mi orada olacak?

Yoksa senden sonra gelecek olana bir soru sormak için mi?

Çünkü en iyi yazıt insanı büyütmez.
İnsanı düşündürür.

Bir insanı kendine değil, hayata geri gönderir.

Ey budun,

Bir gün sizin de şehirleriniz değişecek.
Dilleriniz dönüşecek.
Evleriniz yıkılacak.
Taşlarınız aşınacak.
Sınırlarınız başka çizgilerle çizilecek.

Bütün bunlar olur.

Ama insanın birbirine bıraktığı şeyler yaşamaya devam edebilir.

Bir adalet.
Bir merhamet.
Bir bilgi.
Bir emanet.
Bir soru.
Bir ağaç.
Bir çocuk.
Bir güven.

İşte medeniyet bazen bunların sessiz toplamıdır.

Ey insan,

Sana kalan dünyayı yalnızca kullanma.
Onu anla.

Sana kalan dili yalnızca konuşma.
Onu taşı.

Sana kalan tarihi yalnızca övünmek için kullanma.
Onu düşün.

Sana kalan toprağı yalnızca tüketme.
Onu koru.

Sana kalan çocuğu yalnızca büyütme.
Ona dünya hakkında bir örnek bırak.

Sana kalan gücü yalnızca kullanma.
Onun yükünü de taşı.

Çünkü miras el değiştirdiğinde sorumluluk bitmez.

Sana geçen, senden çıkınca da seninle ilgili konuşur.

Ey insan,

Bir gün sen de bu taşın diğer tarafına geçeceksin.

Bedenin toprağa dönecek.
Sesin azalacak.
Adın silinecek.

Fakat belki bir çocuk bir ağacın altında senin koruduğun gölgede duracak.

Belki biri senin öğrettiğin bir kelimeyi kullanacak.

Belki bir başkası senin verdiğin bir güven sayesinde düşmekten korkmayacak.

Belki senden kalan küçük bir iyilik başka bir iyiliğin başlangıcı olacak.

İşte o zaman anlarsın:

İnsan sonsuz yaşamaz.

Ama yaşam insandan insana aktarılabilir.

Bir elden diğerine.
Bir nesilden diğerine.
Bir taşın üzerinden bir başka çağın içine.

Bu yüzden son yazıtın şu olmasın:
“Beni unutma.”

Daha ağır bir şey söyle:
“Benden sonrasını düşün.”

Çünkü dünya senden sonra da devam edecek.

Gök yine açılacak.
Yağmur yine yağacak.
Çocuklar yine doğacak.
Ağaçlar yine büyüyecek.
İnsanlar yine soracak: “Bizden öncekiler ne bıraktı?”

Bu sorunun cevabı senin hayatında zaten yazılıyor.

O yüzden taşa bakma yalnız.

Kendi ellerine bak.
Diline bak.
Gücüne bak.
Koruduğun şeye bak.
Yıktığın şeye bak.
Sevdiğin şeye bak.
Geleceğe bıraktığın şeye bak.

Çünkü gerçek yazıt taşın üzerinde değil sadece.

Gerçek yazıt, insanın ardından dünyada kalan izdir.

Ve son satır:
“Biz geçtik. Sıra sizde değil. Sıra sizden sonrakilerde.”

“Onlara ne bırakacaksınız?”